Avm medeniyeti

Buğra Esen     |  

Avm Medeniyeti

Yaşı yetenler hatırlayacaktır; çarşıya inmek, pazara gitmek, alışverişe çıkmak gibi kavramlar vardı. Daha büyük şehirlerde ise, bu kavramların yerine doğrudan o yerin adı kullanılırdı; Eminönü, Beyoğlu, Kadıköy, Ulus, Kızılay, Tunalı…

AVM’lerden önce perakende ticaret, yeme içme ve sosyalleşme kültürü, sadece kentlerin hareketli meydanlarında, caddelerinde yer alırdı. Genellikle 20 – 30 kadar dükkândan oluşan pasajlar ise, bir çeşit erken dönem AVM’ye benzetilebilirdi. İstanbul’daki Beyoğlu Pasajı, Hak Pasajı, Ankara’daki Ertuğ Pasajı, Kuğulu Pasajı gibi. Ancak bu pasajlar, vakit geçirme ya da sosyalleşme mekânları değildi. Belli bir mağaza kompozisyonları da yoktu; içerideki her dükkânın ürün gamı ve faaliyet tarzı gelişigüzeldi.

Bin dokuz yüz seksenli yılların başındaysa, perakende ticareti daha disiplinli şekilde ele alan büyük mağazacılık örnekleri artmaya başladı. YKM, Kaufhof, Beğendik, Pabetland, Printemps, Çarşı gibi markalar “department store” biçimindeydi. Bunlar genellikle birkaç katlı, asansörlü, yürüyen merdivenli plaza formunda yapılardı. Klasik pasajlara ve cadde kültürüne kıyasla daha modern ve güvenli bir alışveriş deneyimi sunuyorlardı; eğitimli personelleri, düzgün rafları, alışveriş sepetleri, yazarkasa ödeme noktaları… Ancak buralar da sosyalleşme mekânı değildi zira müşterilerine oturma alanı, kafe, lavabo gibi olanaklar sunmuyorlardı. Amaç mekânda kalmak değil, alışverişi bitirip çıkmaktı.

Bin dokuz yüz doksanlı yıllarla beraber; bir taraftan bu cadde-çarşı-mağazacılık kültürü varlığını devam ettirirken diğer taraftan organizasyonel bütünlük sağlayan büyük alışveriş merkezleri yeni birer habitat olarak kapılarını açmaya başladı. İstanbul’da Galleria, Akmerkez, Ankara’da Ankamall, Armada bu akıma öncü oldu. Bunlar sadece alışveriş yapılan, elde dolu torbayla çıkılması beklenen yerler değildi. Sosyalleşmek, eğlenmek ya da sadece eli cebinde boş gezmek de mümkündü. 

İki binlerden sonra AVM’lerin sayısı hızla arttı. Bu arz fazlasına rağmen, müşteri çekme (catchment) konusunda bir azalma görülmedi. AVM araştırmacısı J. K. Herman’a göre, Türkiye’deki bu eğilimin ana nedenleri AVM’lerin sunduğu bütünlük, konfor, güvenlik ve hijyen ortamına bağlıydı. Cadde ortamlarının fiziksel altyapı bakımından bu şartları sunamaması, AVM’lere olan ilginin artmasına yol açtı.

Kentsel ortak alanlarda ve caddelerde bulunmayan ancak AVM’lerin sunabildiği ayırt edici imkanları şu başlıklarda özetleyebiliriz: 

Kapsayıcı Mekanlar: AVM’ler, toplumun her katmanından farklı ihtiyaç gruplarına elverişli bir ortam sunmaktadır. Gençler, yaşlılar, bebekli aileler, tekerlekli sandalye kullananlar, astım hastaları gibi. Özellikle AVM genelinde bulunan oturma grupları, uzun saatler boyunca ayakta kalma çilesini ortadan kaldırmaktadır.

Tasarım Bütünlüğü: AVM’lerin bir mağaza diziliş kompozisyonu vardır; moda, tekstil, elektronik, kişisel bakım, hobi, oyuncak, takı-aksesuar, yeme-içme gibi faaliyetlerin konumu birbiriyle uyum içindedir. Buna ilave olarak, vitrinler, tabelalar, camekanlar cetvelle çizilmiş gibi aynı hizadadır, gözü yormamaktadır. Akustik tasarımından dekorasyonda kullanılan malzeme ve renk seçimine, zemin kaplamasından aydınlatma özelliklerine kadar belli bir harmoni söz konusudur.

Hijyenik Ortam: Belki de AVM’lerin cazibesi, gizli kahramanı, ücretsiz ve sık temizlenen tuvalet imkânlarıdır. 21. Yüzyılda hala bunu konuşmak üzücü olsa da Türkiye’deki cadde ortamlarında, hijyenik tuvalet konforu bulunamamaktadır. Bu insani mesele de kullanıcı deneyimini ve ziyaret süresini doğrudan etkilemektedir.

Ücretsiz Otopark: Türkiye’deki birçok AVM’de, kapalı otopark hizmeti ücretsizdir. İstanbul’daki AVM’lerde ise, UKOME kararıyla ilk 3 saat ücretsizdir. Devam eden süreler için bazen ilave ücret talep edilebilmektedir.

Güvenlik Zinciri: AVM’ler, kriminal vakaların yok denecek kadar az görüldüğü ortamlardır. Giriş kapısından başlayarak, özel güvenlik görevlilerinin kapsamlı gözetimi ve CCTV görüntü kayıt sistemi mevcuttur. Ziyaretçiler açısından kapkaç, hırsızlık, darp, taciz gibi saldırılara uğrama riski, AVM’lerde neredeyse yoktur. Aileler çocuklarını gönül rahatlığıyla bırakabilmekte, kadınlar ve gençler rahatsız edilmeden dolaşabilmektedir.

İklimlendirme: AVM’lerin operasyonel giderleri arasında en fazla yeri iklimlendirme ve havalandırma (HVAC) tutmaktadır. Kışın sıcak, yazın serin bir ortam sağlanması, AVM’leri cazip kılan önemli bir konfor bileşenidir. Özellikle aşırı sıcak yaz günlerinde, insanlar AVM’lere adeta bir vaha gibi sığınmaktadır.

Çeşitlilik: AVM’ler, sadece perakende satış yapılan mağazalardan ibaret değildir. Yeme-içme, eğlence, kültür aktiviteleri de vardır. Sinema salonları, önemli bir çekim alanıdır. Son yıllarda sayıları artan kahve zincirleri de tek başına müşteri odağı olabilmektedir. Food Court’lar ise AVM’lerin zaten olmazsa olmazı, en sık yararlanılan kısımlarıdır. Büyük kitabevleri, sergi salonları, cep tiyatroları, çocuklara yönelik oyun alanları da AVM’leri cazip kılmaktadır. 

Ziyaretçi Dostu Ortamlar: AVM’lerde, cadde dükkanlarındaki gibi içeriye giren müşterilerin başına dikilip “Buyurun, ne istemiştiniz?” diyenler yoktur. AVM’de tüm gün para harcamadan öylece gezmek mümkündür. Klimalı ortamlar, dinlenme amaçlı oturma grupları, lavabolar, vitrinler, dolaşma alanları herkese açıktır.

Özetlemek gerekirse kent merkezleri, yapısal ve operasyonel kusurlarına rağmen otantik ve kendine has mekanlardır. Organiktir, gizemlidir, sürprizlerle doludur. AVM’ler ise daha kontrollü yapılardır. Ziyaretçilerine yazılmamış bir protokol çerçevesinde alışveriş, eğlence, sosyalleşme ve vakit geçirme ortamı sunmaktadır. Ancak işletme mantığı, marka “mix”leri, tasarımları ve ürün yelpazesi bakımından tornadan çıkmış gibi bir örüntüye sahiptirler.

Kapanışı yaparken siz değerli okuyucularımızın tercihini de sormak isterim: Alışveriş, sosyalleşme ya da vakit geçirme amacıyla AVM’leri mi daha cazip buluyorsunuz yoksa cadde ortamını mı?

Anket sonuçlarını merakla bekliyorum.

Bugra esen 150x150
Buğra Esen
Danışman & Eğitmen

1976 doğumlu olan Esen, Ankara Yükseliş Koleji’nin ardından 2000 yılında ODTÜ Mühendislik Fakültesinde lisansını, 2003 yılında da University of Illinois – Chicago’da da MBA yüksek lisansını tamamlamıştır. 2004’te gayrimenkul sektörüne adım atmış, 2006 yılına kadar Nurol GYO bünyesinde görev yapmıştır.

2006 yılından itibaren Ankara’da Öncü Kentsel Dönüşüm firmasında proje fizibilitesi ve matematiksel modelleme konularında çalışmıştır. 2015-2018 yılları arasında Alman REC Partners GmBH’nin Türkiye’deki çözüm ortağı olarak alışveriş merkezi, turistik tesis, kentsel yenileme gibi büyük ölçekli proje değerleme faaliyetlerinde bulunmuştur.

(Ayrıntı için tıklayın...)

Yorumlar devre dışıdır