Alp Met |
Fachidiot: Uzmanlığın Kör Noktası ve Türk Zekâsının Yeni Değeri
Geçen hafta sonu Almanya’daydım. Kuzenime “bu kadar kurala bağlı düzen sizi yormuyor mu?” diye sordum. “Almanlar bunu korkuya değil, içselleştirilmiş bir kültüre dayandırıyor,” dedi. “Her meslek sahibi dikeyde olağanüstü uzmanlaşmış. Ama uzmanlıklarının dışına çıktıklarında donup kalıyorlar. Bunun bir adı var burada “Fachidiot.”
Kelime merakımı tetikledi. Fach: alan. Idiot: biliyorsunuz. Anlam: Kendi alanında derin, alanının dışında kör. Türkçede karşılığı yok.
Alman kültürüne saygı duymamak mümkün değil. Sistem işliyor, kalite sapıtmıyor, “Made in Germany” sürprizsiz bir kusursuzluğun sembolü. Ama Fachidiot madalyonun arka yüzü. Sisteme bu denli anlam yükleyince dikey derinleşiyorsunuz, yatay körleşiyorsunuz.
Peki ya formülle çözülmeyen sorunlar? Bir çalışanın neden motivasyonunu yitirdiği. Müşterinin “hayır” deyip bunu söylemediği. Bir liderin akıllı bir toplumu felakete nasıl sürükleyebildiği. Bunlar psikososyal beceri dediğimiz gri bölgeye ait. Empati, bağlam okuma, belirsizliğe tolerans, hikayecilik. Fachidiot bu bölgede çalışmıyor.
Şimdi ilginç bir dönemeçteyiz. Yapay zekâ Fachidiot’un en iyi yaptığını devraldı. Yüzlerce yıllık uzmanlık bilgisi saniyeler içinde erişilebilir oldu. Peki insana ne kalıyor? Bir sosyal ortamın havasını okumak, doğru soruyu sormak, konuşulmayanları duymak. Fachidiot bu dönüşümün en büyük kaybedeni… çünkü sahip olduğu her şey artık yazılım.
Türkiye’de Fachidiot nadirdir. Keşke olsaydı, o disiplinin büyük değeri var. Ama biz yatay büyüdük. Hâl hatır sormak güven protokolü, çok alana ilgi sentez kapasitesi, belirsizlikte rahatlık esneklik. “İdare eder” kültürünün bedeli var, ödüyoruz. Ama pratik zekâ da bu zorunluluktan büyüdü.
Sistem çöktüğünde, refleks olarak alternatif yol bulduk.
Ve şimdi ilginç bir eşitleme yaşanıyor. Almanın onlarca yılda inşa ettiği her şey yapay zekayla herkese açıldı. O sisteme sahip olmak için artık Alman olmak gerekmiyor. Ama pratik zekâ, bağlam okuma, adaptif kapasite, bunlar hâlâ kişisel, hâlâ kültürel.
Aramızdaki fark kapanırken kaslarımız değerlenmeye başlıyor.
Livaneli bir yazısında demişti: “Sürrealist resimler yapan ressamın aynı zamanda iyi bir köpek veya elma çizmesi beklenir.” Önce uzmanlığa inan. Sonra kendi doğanla fark yarat.
Kuzenimin “Türkçede karşılığı yok” demesi her şeyi söylüyor. Daha uzmanlığa gelemedik ki uzmanlık körlüğünü tanımlayan kelimeye ihtiyaç duyalım. Umarım o günler uzak değildir ve Almanlar bizi daha da çok kıskanırlar.

Alp Met, 30 yılın üzerindeki profesyonel kariyer yaşamında; Koç Topluluğu ve Turkcell Grubu’nda başta satış olmak üzere, pazarlama, kurumsal iletişim ve müşteri hizmetleri alanlarında orta ve üst düzey yöneticilikler yapmıştır.
Met, Profesyonel kariyerinin yanısıra;2016 yılından bu yana kendisinin geliştirmiş olduğu TED konuşmaları, nöro marketing ve hikâye anlatımı prensipleri üzerine yapılandırılmış “Hikâye Anlatıcılığı ile İkna Edici Sunum Atölyesi” eğitim programını gerçekleştirmektedir.

