Sizi tanıyabilir miyiz?
Aslında tek bir sıfata sığması zor bir yolculuğum var. 53 yaşındayım ve bu sürenin çeyrek asrını grafiqer.com çatısı altında, dijital dünyanın dönüşümüne tanıklık ederek geçirdim. Temelim Elektronik Mühendisliği; yani işin mutfağını, o devrelerin nasıl çalıştığını bilerek yetiştim. Ancak kariyerim beni medyanın her koluna savurdu; yazılı basından radyo ve televizyona kadar işin “iletişim” tarafında uzun yıllar dirsek çürüttüm.
Bugün kendimi sadece bir yönetici değil, teknolojiyi iletişim ve medya ile bütünleştiren bir mimar olarak tanımlıyorum. Kurumsal İletişim Direktörlüğü ve medya yönetimi yaparken, arka plandaki yazılım, sunucu yönetimi veya grafik tasarım süreçlerini bu mimarinin birer tuğlası olarak görüyorum. Hatta yan uğraş olarak yaptığım el yapımı çikolata üretimi bile bana hassasiyeti, reçeteye sadık kalmayı ama hep daha iyisini aramayı öğretti. Kısacası, teknik disiplinle yaratıcı vizyonun kesiştiği noktada duruyorum. Ama günlük rutin koşturmacalarım arasında en çok enerji harcadığım alan, müşterilerim adına yönettiğim onlarca web sitesi, portal ve bunlara bağlı projeler var.
Neden Bilgi İşlem Dünyası?
Benim için bilgi işlem, sadece bilgisayarların çalışmasını sağlamak değil; bir kurumun sinir sistemini inşa etmek demek. Mühendislik kökenli olduğum için sistem kurmayı, problem çözmeyi ve o yapıyı optimize etmeyi seviyorum. Ancak beni bu dünyada tutan asıl şey, teknolojinin iletişimi ne denli güçlü bir silaha dönüştürebildiğini görmek. Bilgi işlem dünyası, bugünün dünyasında hikayenizi anlatabileceğiniz en büyük sahne. Eğer altyapınız sağlamsa, sesinizi dünyaya duyurabilirsiniz. Ben bu sahnenin hem ışıkçısı hem sesçisi hem de mimarı olmayı seviyorum.
Türkiye’de Bilgi İşlemci olmak nasıl bir şey?
Türkiye’de bu işi yapmak, sürekli değişen bir denizde kaptanlık yapmaya benziyor. Hem teknik olarak en güncel kalmak zorundasınız hem de kısıtlı kaynaklarla mucizeler yaratmanız bekleniyor. Burada “Bilgi İşlemci” dendiğinde akla gelen o dar kalıpları yıkmak bazen yorucu olabiliyor. İnsanlar genelde sadece bir şeyler bozulduğunda sizi hatırlar. Oysa biz, bozulmaması için o sistemi kuran kişileriz. Türkiye’de bu meslek, teknik bilgiden ziyade kriz yönetimi ve insan psikolojisini de iyi bilmeyi gerektiriyor.
Sizin döneminiz ile bugünkü Bilgi İşlem Dünyasını karşılaştırabilir misiniz?
Bundan 25 yıl önce her şey daha lineer ve basitti. Müşteri istekleri sınırlıydı, çerçeveler belliydi; bir proje başladığında sınırlarını net çizebiliyordunuz. Bugün ise durum tamamen farklı. Artık hiçbir proje “basit” değil. Her işin içine yapay zekâ katmanları, güvenlik protokolleri ve gelecekteki gelişmelere uyum sağlayacak esnek yapılar entegre etmek zorundasınız. Eskiden bir bina inşa ederdik ve biterdi; şimdi ise sürekli büyüyen, kendi kendine yeten ve dış dünyaya her an entegre olan “yaşayan yapılar” kuruyoruz. Planlamayı sadece bugüne göre değil, beş yıl sonrasının teknolojisini de öngörerek yapmak zorundayız.
İşleriniz nasıl? Kurumlar sizi nasıl karşılıyor?
Kurumlarla olan ilişkim genelde bir güven inşası süreciyle ilerliyor. Ben “doğrucu Davut” olmayı tercih eden biriyim; bir şey yanlışsa veya verimsizse bunu doğrudan söylerim. Bu dürüstlük başta şaşırtıcı gelebiliyor, çünkü piyasa genelde “müşteri ne derse o olur” mantığıyla işliyor. Ancak zaman geçtikçe ve çözümlerim sonuç verdikçe, kurumlar beni bir “tedarikçi” değil, işlerinin bir parçası, bir çözüm ortağı olarak görmeye başlıyor.
En verimli olduğum anlar, kısa bir brifingle ne istendiğini anlayıp, üzerine daha iyisini koyarak projeyi geliştirdiğimiz anlar. Beni en çok irrite eden şey ise, teknik veya mantıksal olarak yanlış olduğu belli olan bir konuda müşterinin diretmesi. Bu noktada işten biraz soğuduğumu itiraf etmeliyim; katkım azalıyor ve işin doğrudan uzaklaşmasını izlemek zorunda kalıyorum. Profesyonellik bir yere kadar, ama işin içine sinmesi benim için her zaman öncelikli.
Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Aslında tam olarak ‘hasat’ dönemindeyim diyebilirim. Yapay zekâ gibi teknolojik bir mucizeye tanıklık ettiğimiz bu çağda, cebimde biriktirdiğim 25 yıllık tüm o multidisipliner yetkinlikleri sahaya sürmeye hazırlanıyorum. Şu an üzerinde çalıştığım projeler, sadece tüketmeye veya eğlenmeye yönelik gelip geçici trendler değil; aksine dünyadaki tüm insanlarla etkileşim kurabilen ama temelinde akademik çıktılar üreten, zamana yayılmış ve kalıcı işler.
Tabii Türkiye gibi dinamikleri sert bir ülkede bu çapta vizyoner işleri hayata geçirmek kolay değil. Bu yüzden stratejimi ‘adım adım ve yere sağlam basarak ilerlemek’ üzerine kurdum. Aceleci değilim ama çok kararlıyım.
Kişisel olarak beni ayakta tutan en büyük motor, öğrenmeye karşı duyduğum o inanılmaz açlık. Her boş anımı, karşılaştığım bir soru işaretini anlamlandırmak veya kendimi yeni bir alanda eğitmek için kullanıyorum. Kendini tekrar eden döngüleri, geliştirilemeyen ve farklılaştırılamayan kapalı sistemleri sevmiyorum.
Hedefim; içerisinde bulunduğum dijital dünyada yer aldığım projeler ve oluşumlarda -ki buna bakanlıklar düzeyinde organizasyonlarda yürüttüğüm Kurumsal İletişim Direktörlüğü ve medya danışmanlığı tecrübelerim de dahil- elde ettiğim bilgi, birikim, yetkinlikleri, yapay zekanın sunduğu imkanlarla birleştirip rasyonel çıktılar üretmek. Şu an üzerinde çalıştığım projelerle, sadece bugünü kurtaran işler değil, akademik derinliği olan ve sistemin bir parçası olarak işlemeye devam edecek yapılar kurmayı amaçlıyorum. Kısacası, 25 yıldır cebimde biriktirdiğim bilgiyi, gerçekten işe yarayan ve bir katma değer üreten somut projelere dönüştürüp, bu teknolojik dönüşümün içinde iz bırakmak istiyorum.

Mustafa Ketancı, dijital dünyada markalar için yenilikçi çözümler üreten bir web ve medya uzmanıdır. Web geliştirme, grafik tasarım, dijital pazarlama ve yapay zeka destekli içerik üretimi konularında geniş bir deneyime sahiptir. WordPress ve WooCommerce altyapılarıyla web ve e-ticaret siteleri oluşturur, onları yönetir, içerik desteği sağlar, SEO ve performans optimizasyonlarıyla markaların dijital varlıklarını güçlendirir.

