Yalnizligin cagi filin yolculugunda insan iliskileri

Ebru Ertüreten     |  

Yalnızlığın Çağı: Filin Yolculuğunda İnsan İlişkileri

21. Yüzyıl, görünmez bir yalnızlık salgınıyla şekilleniyor. Sosyal medya aracılığıyla milyonlara ulaşabiliyoruz ama derin bir bağ kurmak giderek güçleşiyor. Artık birbirimize *görünür* ama *dokunulmaz* hale geldik. Bu çağda ilişkiler, hızın ve geçiciliğin kıskacında şekilleniyor; derinlik yerini performansa, paylaşım yerini gösteriye bırakıyor.

José Saramago’nun *Filin Yolculuğu* adlı romanı, bu yalnızlığın alegorik bir yankısı gibi okunabilir. Portekiz kralının Avusturya arşidüküne hediye ettiği bir filin Lizbon’dan Viyana’ya uzanan yolculuğunu anlatır. Görünürde bir kraliyet jestidir bu; ama Saramago’nun kaleminde, o fil —insanlığın kendisidir—. Yol boyunca karşılaştığı kalabalıklar, törenler, meraklı bakışlar aslında hep aynı şeyi gösterir: İnsanlar bir mucize arar ama mucizeyi yaşarken fark etmezler.

“Bir fil, bir yolculuğun bahanesidir; ama asıl yolculuk, insanların içinde olur.” — José Saramago, Filin Yolculuğu

Bugünün ilişkileri de biraz böyledir. Hep bir “büyük hikâye” peşindeyiz. Aşkı, dostluğu, bağı kurmayı bir performans hâline getiriyoruz. Her şeyin “görülmesi” gerektiğini sandığımız için, görülmeyen duyguların sessizliğini duyamıyoruz. Oysa *Filin Yolculuğu*’nda olduğu gibi, anlam yolun kendisindedir, gösteride değil.

Modern İnsan: Seyirci mi, Yolcu mu?

Saramago’nun karakterleri, filin adımlarını izlerken aslında kendi yerlerinde sayarlar. Seyirci kalmak kolaydır; ama yolcu olmak cesaret ister. Bugünün ilişkilerinde de benzer bir korkaklık vardır: Gerçek bağ kurmak yerine “güvende hissettiğimiz” mesafeleri tercih ederiz. Birbirimize yaklaşmaktan korkarız çünkü yakınlık savunmasızlık ister — ve biz savunmasız kalmayı unuttuk. Dijital çağın ironisi tam da burada saklı: Bir tıkla “bağlanıyoruz”, ama aslında hiçbir yere gitmiyoruz.

“Bir zamanlar yola çıkmak, bilinmezliğe karışmaktı. Şimdi herkesin yolu haritada belli, ama kimse bir yere varmıyor.” — Filin Yolculuğu’ndan esinle

Yalnızlık Yeni Normal mi?

Bu yüzyılda yalnızlık artık bir istisna değil, bir zemin. İnsan, kendi iç yankısına yabancılaştıkça başkalarıyla kurduğu ilişkiler de yüzeyselleşiyor. Aşk bile bazen bir “projeye” dönüşüyor: iyileşmek için, unutmak için, büyümek için… Oysa gerçek ilişki, bir amaç değil, bir varoluş biçimidir. Saramago’nun fili, kimsenin tam olarak anlamadığı bir hikâyenin içindedir — tıpkı bizler gibi. Belki de yalnızlığın en trajik yanı budur: birlikteyken bile yalnız kalmak.

Sonuç: Filin Yolculuğu Bizim Yolculuğumuz

Saramago’nun romanı, bize insan olmanın yolculuk olduğunu hatırlatır. Her birimiz kendi içimizde bir “fil” taşırız: ağır, sessiz, ama derin anlamlarla dolu. Modern çağın gürültüsünde bu sesi duymak kolay değildir. Yalnızlığımızı tüketimle, ilişkilerimizi hızla doldururuz; ama hiçbir doluluk kalbimizin eksikliğini gidermez. Belki de çözüm, Saramago’nun fili gibi yavaşlamaktadır. Yolun tozunu yutmak, adımların ağırlığını hissetmek, bir diğerine dokunmak için acele etmemektir. Çünkü gerçek bağ, varmakta değil, birlikte yürümekte gizlidir.

Ebru Ertureten 1 150x150
Ebru Ertüreten
Eğitmen & Koç

1974 doğumlu olan Ebru Ertüreten, İzmir Fen Lisesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nden mezun olmuş, çalışma hayatı içerisinde iken de Boğaziçi Üniversitesi Executive MBA derecesi almıştır.

İş hayatında Lafarge, Alcatel, Ernst & Young gibi uluslararası firmalarda pazarlama ve danışmanlık kariyerini devam ettirmiş; Penti’nin Pazarlama Direktörlüğünün ardından büyük bağımsız reklam ajanslarından biri olan Vagabond’u yönetmiştir.

(Devamı için Tıklayınız)

Yorumlar devre dışıdır