Dikkatimizi kaybetmedik dikkatimizi bizden caldilar

Alp Met     |  

“Dikkatimizi kaybetmedik; dikkatimizi bizden çaldılar.”

Johann Hari’nin çok tartışılan kitabı Çalınan Dikkat’in özü bu cümlede saklı.

Kitap bireysel dikkatsizliği değil, dijital kapitalizmin karanlık tasarımlarını anlatıyor.

Sonuç:

Bugünlerde çok konuşulan Pluribus dizisindeki gibi Yaratıcılıktan uzak, derinleşemeyen ve kimliği parçalanarak çoğalan özgünlükten uzak insanlar.

*****

Kitaba geri dönersek; yapılan basit bir deney aslında büyük resmi özetliyor.

Bir grup aynı metni basılı kâğıttan, diğer grup dijital ekrandan okuyor.

Kâğıttan okuyanların gözleri lineer bir yol izliyor.

Ekrandan okuyanların gözleri ise çapraz, zigzaglı, tarayıcı, bazen kelimelerin üzerinde zıplayarak ilerleyen hızlı bir tarayıcı gibi.

Netice tahmin ettiğiniz gibi; kâğıdı okuyanların anlama derinliği, kavramsal ilişki kurma kapasitesi ve uzun süreli hatırlama oranı, dijital okuyanlara kıyasla açık ara daha yüksek çıkıyor.

Bugün dijital dünyada olan da tam olarak bu:

Zihnimiz düşünmek için değil, dikkati tüketmek için yeniden tasarlanıyor.

Aslında tüketilen şey dikkat değil; zamanımız, yani ömrümüz.

*****

Çocuklar ve gençler, beynin en kritik gelişim dönemini sürekli bildirim altında geçiriyor.

Ortaya çıkan mimari şu:

Hiç kapanmayan bir arka plan uygulaması gibi çalışan yorgun bir zihin.

Ve bu zihinsel model, dijital kapitalizmin işleyişiyle kusursuz uyumlu.

Sistem, dikkatin bütün hâlini değil, parçalanmış hâlini istiyor.

Çünkü para en çok orada kazanılıyor.

*****

Bu gidişatın bir toplumsal sağlık sorunu olduğunu resmî olarak kabul eden ilk ülkelerden biri Avustralya oldu.

2025’in sonunda 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya platformlarına erişimini yasaklayan yasa yürürlüğe girdi.

Bu tarihi bir eşik:

Sisteme karşı ilk defa toplumsal bir bilinç belirdi.

(Aklınızdan “otokratik rejimler bu yasağı farklı amaçlarla kopyalasa?” sorusu geçti mi? 😄 Neyse, umarız öyle olmaz.)

Derin düşünce, sezgi, merak hepsi yavaşlıkla ve sıkılma ile mümkündür.

Yaratıcılık için ise kıt imkanların tetikleyici etkisi tartışılmaz. Ama bizler çocuklarımız için kanımızın son damlasına kadar konforlu bir yaşam için çırpınıyoruz 😀

Bu yüzden döngüyü kırmak -iyi niyetli de olsa- yasaklarla, cezalarla, filtrelerle pek mümkün değil.

Bugün tartışılan bazı etkili yöntemler:

  1. Meraka dayalı mikro öğrenme alanları

Zorunluluktan değil, içsel meraktan beslenen küçük keşif adaları.

  1. Kısa ama kesintisiz sessizlik adaları Günde 10 dakika bile zihni yeniden ayarlayabilir.
  2. “Telefonu bırak” demek yerine alternatif ritüeller Yasaklama değil, yeni alışkanlık teklif etmek.
  3. Duygusal bağ kuran yetişkin modeller

Çocuk önce “konuyu” değil, “kişiyi” sever.

Bağ → merak → derinleşme zinciri buradan doğar.

  1. İçsel hikâyeye alan açmak

Sanat, felsefe, psikoloji — hepsi çocuğun kendi hikâyesinin kapısını aralar.

 

Dikkat gerçekten çalındı.

Ama geri kazanmak mümkün.

Yeter ki çözümü hâlâ notlara, çoktan seçmeli sınavlara, skorlarla doldurulmuş eğitim modellerinde aramayalım!

Alp Met 150x150
Alp Met
Danışman & Koç

Alp Met, 30 yılın üzerindeki profesyonel kariyer yaşamında; Koç Topluluğu ve Turkcell Grubu’nda başta satış olmak üzere, pazarlama, kurumsal iletişim ve müşteri hizmetleri alanlarında orta ve üst düzey yöneticilikler yapmıştır.

Met, Profesyonel kariyerinin yanısıra;2016 yılından bu yana kendisinin geliştirmiş olduğu TED konuşmaları, nöro marketing ve hikâye anlatımı prensipleri üzerine yapılandırılmış “Hikâye Anlatıcılığı ile İkna Edici Sunum Atölyesi” eğitim programını gerçekleştirmektedir.

(Devamı için Tıklayınız)

Yorumlar devre dışıdır