Kış Kapıya Dayandığında: Mutlu Yıllar
1901 yılı 31 Aralık gecesi bir grup Madrid’li genç Puerto del Sol Meydanında toplandı ve yanlarında getirdikleri üzümleri İspanyol yılbaşı geleneği uyarınca her ayı temsilen 12 üzüm olacak şekilde saatler 24:00 ü vururken yedi. O zamandan bu yana Puerto del Sol meydanı İspanya’da yılbaşı kutlamalarının merkezlerinden biri haline geldi. Geleneğe göre, meydandaki saat kulesi son 35 saniyede çan çalıyor ve meydanda toplananlar 3 saniyede bir üzüm yiyerek yeni yılın her ayının şanslı geçeceğine inanıyorlar. Bu sayede hep beraber kollektif umut, uyum ve bolluğun canlanacağına inanılıyor.
Neredeyse her ülkenin, inancın, kültürün kendine özgü yılbaşı gelenekleri ve duruşu var. Bu gelenekler genelde tek bir gün ve gece ile sınırlı olmayıp bir hafta kadar sürüyor. Japonya’da Budist gelenek uyarınca insana dair 108 arzudan arınmak için 108 kere çan çalınması geleneği yüzyıllardır devam ediyor. Çin’de yeni başlangıcın simgesi olarak evler temizleniyor, arınma ve kötü ruhları kovma ritüelleri yapılıyor. Almanya’da mumda eritilen kurşunun dökülmesi ve geleceğe dair fal bakılması ritüeli var. Bugün tüm dünyada popüler olan ağaç süsleme geleneği köklerini Pagan inanışından ve özellikle Germen ve İskandinav kabilelerinden alıyor. Çam ve köknar ağaçları, tüm yıl yeşil kalabilme genetikleri ile, büyük bir tezatla kışın ortasında hayatın sürekliliğini, ölüme karşı direnişi ve bereketi simgeleyerek evlere girmiş. Roma İmparatorluğu’nda ise bu hayatı kutlama enerjisini yakılan mumlarda ve 25 Aralık’ta güneşin güç kazanması inancında görüyoruz.
Nedir bizi ritüellere, kışın ortasında kutlamalara çeken güdümüz?
Aslında Mayalar, Mısırlılar, Babiller gibi kültürlerde yılbaşı yaz aylarına denk gelirmiş. Kış ise evrimsel olarak sürüngen beynimizde ölüm ile kodlanmış. Kabilesel ve kişisel hayatın devamlılığını tarımsal mahsulün belirlediği zamanlardan, belki çok daha öncelerden genlerimize işlemiş olan kıtlık, hastalık, karanlık ve haliyle ölüm, en evrimsel, temel ve gerçek korkularımızdan. Kış ritüelleri de bu açıdan insanlığın kış ve ölümle baş ederek umut ve yeniden doğuşu yeşertme biçimi. Belirsizliği ritüellerle yöneterek belli bir kontrol alanı yaratmak, böylece duyulan kaygıyı azaltmak birincil sebeplerden.
İnsan beyni belirsizlikle başa çıkabilmek için tekrarlayan sembollere, kontrol alanlarına ihtiyaç duyar. Özellikle zaman eşiklerinde belirsizliğin artmasıyla bu ihtiyaç daha da artar. Nörobilimsel olarak festival ve ritüeller korkuyu azaltarak amigdala aktivitesini düşürür, öngörülebilirlik ve kutlama ile prefrontal kortekste kontrol hissi yaratırlar. Hediyeler, mumlar, özellikle ışık ve birlikte olmak ailesel, kabilesel ve sosyal bağların artmasını, güçlenmesini sağlar. Bu sosyal güven ortamında değerli hissederek, gülerek, eğlenerek zaman geçiren bireyler, oksitosin salgılayarak önlerindeki belirsiz döneme kenetlenerek ve umutla bakarlar. Özellikle çocuklar bu tarz ritüeller ile güvenli bir dünya algısı edinirler. Yaşlılar içinse onları gençliklerine bağlayan nostaljik aktivasyon sağlanmış olur. Ki bu, kabilenin hafızasını taşıyan yaşlıların hayatlarını uzatmak ve ailenin ya da kabilenin sürekliliğini sağlamak açısından evrimsel kritik bir müdahaledir.
Ritüeller, yarattıkları duygusal yoğunluk ile beraber bir duygusal motivasyon ve regülasyon aracıdır evrimsel yolculuğumuzda. Kış dönümü ritüelleri de bu yüzden bolca ışık, kırmızı, yeşil gibi renkler, canlılık ve hayat barındırıyor.
Umutla bakacağımız, ışıl ışıl bir yıl dileğiyle…
Bir dahaki yazıda görüşmek üzere…

Aslı Sağal, İstanbul Erkek ve Boğaziçi Üniversitesi mezunudur. 27 yıllık uluslararası müfredatlara dair deneyime sahip bir matematikçi, eğitimci ve sosyologdur. İş dünyası için yapay zeka sertifikasını Berkeley Üniversitesi’nden, Nörobilim sertifikasını MIT’den almıştır. Nörobilim; travma araştırmaları; bireysel güçlenme; yapay zeka çağında öğretmenlik, liderlik ve kültürel yönetim ve ayrıca sanat alanında eğitim ve danışmanlık sunmaktadır.

