Performans Görüşmesi Kıyameti
Bölüm 1: Çağrı
Mert o sabah bilgisayarını açtığında ekranda kırmızı bir bildirim yanıp sönüyordu:
“Yıllık Performans Görüşmeniz planlandı.”
Saat: 09.00 Yer: Toplantı Odası 7 – Penceresiz Süre: Tanımsız
Mert sandalyesinde geriye yaslandı.
“Penceresiz oda… harika. Demek yine kurumsal gladyatör arenamız burası.”
Toplantı odasına girdiğinde içeride üç kişi vardı:
- İK Uzmanı (yüzünde “her şey yolunda” gülümsemesi)
- Direktörü (yorgun, bitkin, belli ki sabahtan beri görüşme yapıyor)
- Sessiz Notçu (kim olduğu bilinmeyen, sadece yazan kişi)
Direktör başını kaldırdı.
“Mert… hoş geldin. Bugün seninle gelişim alanlarını konuşacağız.”
Mert içinden geçirdi:
“Benim gelişim alanım mı? Yoksa şirketin benden beklentilerini karşılayamaması mı?”
İK Uzmanı gülümsedi.
“Bu yıl seni Beklentilerin Bir Tık Altında kategorisine aldık.”
Mert’in gözleri kısıldı.
“Bir tık mı?”
İK Uzmanı başını salladı.
“Evet. Bir tık.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Peki neden?”
Direktör dosyayı açtı.
“Çünkü çok iyi çalışıyorsun.”
Mert durdu.
“Bu… kötü bir şey mi?”
İK Uzmanı notlarına baktı.
“Evet. Çünkü çok iyi çalışanlar… gelecek yıl daha da iyi çalışmak zorunda kalıyor.”
Mert’in yüzü dondu.
“Yani iyi olduğum için düşük not mu aldım?”
Direktör başını salladı.
“Sistem bunu gerektiriyor.”
Mert sandalyeye yaslandı.
“Bu bir kıyamet.”
İK Uzmanı gülümsedi.
“Kıyamet… daha başlamadı. Bölüm 2’de başlıyor.”
Bölüm 2: Kalibrasyon Odası
Mert, “Beklentilerin Bir Tık Altında” notunu sindirmeye çalışırken İK Uzmanı ayağa kalktı.
“Şimdi seni Kalibrasyon Odasına alacağız.”
Mert kaşını kaldırdı.
“Kalibrasyon mu? Ben tost makinesi miyim?”
İK gülümsedi.
“Hayır. Ama sistem öyle davranıyor.”
Toplantı odasının yanındaki küçük kapı açıldı. İçeride başka çalışanlar vardı: Hepsi aynı ifadeyle oturuyordu — ‘Ben ne yaptım da buraya düştüm?’ bakışı.
Duvarlarda dev ekranlar vardı. Ekranlarda çalışanların isimleri ve yanlarında renkli kutucuklar:
- Yeşil: Beklentilerin Üstünde
- Sarı: Beklentilerde
- Turuncu: Bir Tık Altında
- Kırmızı: Gelişim Alanı (yani “geçmiş olsun”)
Mert içeri girince ekranlardan biri yanıp söndü.
MERT AKSOY – TURUNCU
Mert içinden geçirdi:
“Turuncu… tam da şirketin bana yakıştıramayacağı bir renk.”
İK Uzmanı açıklamaya başladı:
“Şimdi yöneticiler bir araya gelip seni diğer çalışanlarla karşılaştıracak. Bu süreç tamamen objektiftir.”
Mert güldü.
“Objektif mi? Benim adım daha yeni turuncuya düştü.”
İK başını salladı.
“Evet. Çünkü objektiflik böyle çalışır.”
Tam o sırada başka bir ekran açıldı. Mert’in performans notu, başka bir çalışanın notuyla yan yana geldi.
Mert – Turuncu Ayşe – Sarı
Direktör içeri girdi.
“Evet arkadaşlar, şimdi hangisi daha iyi onu konuşacağız.”
Mert şaşkınlıkla baktı.
“Biz aynı işi bile yapmıyoruz ki.”
Direktör omuz silkti.
“Sistem bunu önemsemiyor.”
İK Uzmanı ekledi:
“Bu süreçte duygusal tepkiler kabul edilmez.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Ben tepki vermiyorum. Sadece saçmalığa alerjim var.”
Odanın ışıkları hafifçe karardı. Ekranda yeni bir mesaj belirdi:
“Kalibrasyon başlıyor…”
Mert içinden geçirdi:
“Tamam. Kıyamet şimdi başlıyor.”
PERFORMANS GÖRÜŞMESİ KIYAMETİ – Bölüm 3: Değerlendirme Konseyi
Kalibrasyon Odası’nın ışıkları tamamen söndü. Bir anda tavandan mekanik bir ses duyuldu:
“DEĞERLENDİRME KONSEYİ TOPLANIYOR.”
Mert içinden geçirdi:
“Konsey mi? Ben Jedi mıyım, bu ne?”
Kapı açıldı. İçeri dört kişi girdi:
- Finans Temsilcisi (her şeye maliyet gözüyle bakan)
- Operasyon Müdürü (herkesi yetersiz bulan)
- Satış Direktörü (her şeyi kendisi yapmış gibi davranan)
- İK’nin Üst İK’sı (gülümsemeyen versiyon)
Hepsi aynı anda Mert’e baktı. Sanki performans değil, kaderi değerlendiriliyordu.
Operasyon Müdürü konuştu:
“Mert’in performansı iyi ama… ben daha fazlasını beklerdim.”
Mert kaşını kaldırdı.
“Benden mi? Yoksa sistemden mi?”
Finans Temsilcisi araya girdi:
“Mert’in yaptığı iş değerli ama… maliyeti yüksek.”
Mert şaşırdı.
“Ben insanım. Elektrik faturası değilim.”
Satış Direktörü elini salladı.
“Ben olsam daha agresif hedefler koyardım.”
Mert içinden geçirdi:
“Sen olsan zaten ben olmazdım.”
Son olarak İK’nin Üst İK’sı konuştu:
“Mert… seni sarıya çekmeyi düşündük. Ama turuncuda kalman… şirket dengesi açısından daha uygun.”
Mert dondu.
“Yani benim performansım… başkalarının dengesi için mi düşürüldü?”
Üst İK başını salladı.
“Evet. Bu tamamen sistemsel.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Bu bir kıyamet.”
İK’nin Üst İK’sı gülümsedi.
“Kıyamet şimdi başlıyor. Bölüm 4’te.”
PERFORMANS GÖRÜŞMESİ KIYAMETİ – Bölüm 4: Nihai Not
Kalibrasyon Konseyi kendi arasında fısıldaşırken Mert masada bekliyordu. Sanki kendi performansının değil, kendi varlığının tartışıldığını hissediyordu.
Sonunda İK’nin Üst İK’sı dosyayı kapattı.
“Mert… karar verildi.”
Mert içinden geçirdi:
“Buyurun, kıyametin final sahnesi.”
Üst İK devam etti:
“Seni turuncuda tutuyoruz. Çünkü seni sarıya çekersek… başka birini turuncuya indirmemiz gerekiyor.”
Mert gözlerini kapadı.
“Yani benim performansım… başkalarının matematiğine göre mi belirleniyor?”
Direktör omuz silkti.
“Evet. Bu tamamen denge meselesi.”
Finans Temsilcisi ekledi:
“Ve bütçe.”
Satış Direktörü:
“Ve algı.”
İK Uzmanı:
“Ve süreç.”
Mert derin bir nefes aldı.
“Anladım. Benim performansım iyi. Ama sistem kötü.”
Üst İK gülümsedi.
“Tam olarak öyle.”
Mert ayağa kalktı.
“Tamam. Notunuzu aldım. Ama şunu bilin: Ben performansımı sizin kutucuklarınıza göre değil, yaptığım işe göre ölçerim.”
Konsey sessiz kaldı.
Mert kapıya yöneldi.
Arkasından mekanik ses duyuldu:
“Görüşme tamamlandı. Kıyamet sona erdi.”
Mert içinden geçirdi:
“Hayır. Kıyamet bitmedi. Ben sadece dışarı çıktım.”
EPİLOG – “İntikam Sezonu”
Performans görüşmesi kıyametinden çıkan Mert, koridorda yürürken yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Turuncu not? Kalibrasyon saçmalığı? Konsey tiyatrosu?
Hepsi geride kalmıştı.
Mert kendi kendine mırıldandı:
“Tamam. Madem beni kutucuklara sığdıramadınız… ben de kutucukları patlatırım.”
O günden sonra üç şey yaptı:
1) İşini eskisinden daha iyi yaptı. Ama kimseye göstermelik değil. Sessiz, temiz, net. Sonuç odaklı.
2) Gereksiz toplantılara girmedi. “Bu toplantı bana ne katıyor?” filtresi açıldı. %80’i çöpe gitti.
3) Kendi değerini kendi ölçtü. Sistemin değil. Kutucukların değil. Konseyin değil.
Bir ay sonra şirketin üst yönetimi yeni bir proje için isim arıyordu. Direktör kapısını çaldı.
“Mert… seni bu projeye dahil etmek istiyoruz.”
Mert sandalyesinden kalkmadan cevap verdi:
“Turuncu notla mı?”
Direktör boğazını temizledi.
“Not… sistemsel bir şeydi.”
Mert gülümsedi.
“Ben de sistemsel olmayan bir şey yapıyorum. Kendi yolumu çiziyorum.”
Direktör şaşkınlıkla baktı.
“Peki… ne demek istiyorsun?”
Mert bilgisayarını kapattı.
“Ben gidiyorum. Başka bir şirkete değil… başka bir seviyeye.”
Direktör dondu.
Mert kapıya yürüdü.
Arkasına bile bakmadan söyledi:
“Performansımı siz belirleyemezsiniz. Ben belirlerim.”
Ve çıktı.
Kıyamet bitmişti. Mert bitirmemişti. Sadece sahneyi değiştirmişti.

1968 doğumlu olan Alev, İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından, İÜ İşletme Fakültesi’nde lisansını, University of Denver, ABD’de MBA yüksek lisansını tamamlayarak profesyonel hayatına 1993 senesinde TEB’de MT olarak başlamıştır. 1996 ‘da şube yönetiminde yer almış, 2001 yılından itibaren ise kariyerini Oyak Bank’ta sürdürme kararı alarak Genel Müdürlük Kurumsal Bankacılık Bölümünde Yönetici olarak çalışmıştır. Yapmış olduğu başarılı çalışmalar neticesinde 2003 yılında Gaziantep Kurumsal, 2005 yılında ise Gebze Kurumsal Şubeleri Yöneticiliklerine atanmıştır.

