Olmez agacin kuskun cocuklari

Esra Eren     |  

Ölmez Ağacın Küskün Çocukları

Bin yıldır buradaydı o. Rüzgârla gümüşe dönen yaprakları, gövdesindeki her boğumda bir medeniyetin izini taşıyan o kadim ağaç… Biz ona “Ölmez Ağaç” dedik. Ama bugün, o ölümsüz gövdenin dibinde, yüzündeki çizgiler ağacın kabuğundan daha derinleşmiş bir adam, elinde boş bir seleyle oturuyor. Ağaç hala orada, ama onun gölgesinde büyüyen, o kutsal meyveyi sofralarımıza taşıyan “çocukları” bugün küskün. Toprağa, piyasaya ve belki de en çok, değer görmeyen emeğine…

Eskiden hasat vakti, köylerde bir bayram sabahına uyanılırdı. Şimdilerde ise her sabah, bir hesap kitap sancısıyla başlıyor. Zeytinyağı sadece bir “sıvı altın” değil artık; üreticinin gözyaşıyla demlenen, her damlası borç harçla süzülen bir hayatta kalma mücadelesi. Mazotun fiyatı traktörün tekerini kilitlemiş, gübrenin bedeli toprağın bereketini gölgelemiş durumda. Fabrikaya giden her çuvalın yarısı daha yoldayken işçilik maliyetine, nakliyeye, sıkım bedeline feda ediliyor. Raflarda etiketi her gün değişen o şişelerin içindeki sıvı altın, ne yazık ki üreticinin cebinde sadece bir bakır para kadar ağırlık bırakıyor. Tüketici “pahalı” diye dert yanarken, üretici o şişenin içine sığdırdığı koca bir yılı, ödeyemediği borçların gölgesinde izliyor.

Bu sessiz gidişin en acı yanı ise, mirasın kopan bağları. Eskiden babadan oğula, anadan kıza devrolan o nasırlı eller, şimdi şehirlere sığınmış birer asgari ücretli rüyasına dalıyor. Gençler, babalarının zeytin altındaki o yorgun siluetine bakıp, “Bu çileye değer mi?” diye soruyorlar kendilerine. Haklılar mı? Belki. Ama onlar gittiğinde, o ağaçlara bakacak kimse kalmadığında, biz sadece zeytinyağını değil; bir kültürü, bir aidiyeti ve Anadolu’nun en sabırlı ruhunu kaybedeceğiz. Toprak insansız, ağaç ise sahipsiz kalmanın o derin hüznüne bürünecek.

Eğer bugün üreticinin feryadını sadece bir “fiyat artışı” olarak görürsek, yarın soframızda sadece ithal bir tatsızlık bulacağız. Zeytin ağacı ölmez, evet; ama ona can suyu veren o eller çekilirse, meyvesi zehir olur, gölgesi yetim kalır. Artık anlamalıyız; zeytinyağı sadece bir yemek malzemesi değildir. O, bu topraklarda kalmakta direnenlerin onur mücadelesidir. Eğer o küskün çocukları barıştırmazsak, ölmez ağacın gölgesinde anlatılacak bir hikayemiz de kalmayacak.

Geçen ay size bu bereketli dönemin, bu eşsiz tadın keyfini sürmenizi söyleyerek veda etmiştim. Ancak o tadın arkasında, bugünlerde pek az kişinin bildiği, bilenlerin ise sessizce içine attığı bir burukluk var. Zeytinin tadı hala yerinde ama o tadı bize ulaştıran ellerin neşesi artık bir başka bahara kalmış gibi…

Esra Eren 150x150
Esra Eren
Danışman & Eğitmen

1980 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Maltepe Üniversitesi Mimarlık-Mühendislik Fakültesi İç Mimarlık Bölümünden mezun oldu. Erken yaşlarda başlayan zeytinyağı ve yemeğe olan tutkusunu 2018 yılında ONAOO Zeytinyağı Tadım Uzmanlığı’ndan (İtalya), 2022 yılında da Usla Akademi Aşçılık Bölümü’nden mezun olarak sürdürdü.

(Ayrıntı için tıklayın...)

Yorumlar devre dışıdır