Daha fazla para kazanmak = Daha zengin olmak mı?
Hepimizin para ile ilgili hayalleri var. Peki bu hayaller bizi gerçekten zenginleştiriyor mu?
Ülkemizde para ile ilgili hayaller genelde birbirine benzer:
- Kendimize ya da aileden birine ev almak
- Bir yazlık almak
- Daha iyi bir araba almak
- Daha iyi ya da merkezde bir semte taşınmak
- Çocuğumuzu daha iyi bir okula göndermek
Bizim gibi dışa dönük, sevdikleriyle keyifli bir hayat yaşamak isteyen toplumlar için son derece anlaşılır arzular.
Ancak finansal okuryazarlık açısından kritik bir gerçek var: Bazı hayaller bizi zengin yapmak bir yana, daha yüksek giderli bir hayata taşır.
Daha büyük ev = Daha büyük gider
Daha büyük bir ev aldığınızda sadece “ev” almış olmazsınız. O evle birlikte şunlar da gelir:
- Daha fazla elektrik / doğalgaz
- Daha yüksek aidat
- Daha fazla bakım-onarım
- Daha fazla mobilya / dekorasyon
- (Ve çoğu zaman) daha yüksek mutfak harcaması
Yani ev büyüdükçe maalesef giderler de büyür.
Aynı şey araba için de geçerli: Daha iyi bir araba → daha yüksek MTV, bakım ve kasko.
Gelir artınca gerçekten ne oluyor?
Birçoğumuz gelirimiz arttığında hayat standardımızı da yükseltiriz: daha iyi ev , daha iyi okul, daha marka giyim yani daha rahat harcama
Ve fark etmeden şu döngüye gireriz:
Gelir artar → gider artar → stres artar
Çevremde, mevcut hayat standardını koruyabilmek için gece gündüz çalışan, ciddi kaygı bozukluğu yaşayan, mutsuz olduğu hayata kendini mahkûm eden çok sayıda insan var.
Para geliyor… ama kalıyor mu?
Son yıllarda: “5-2-0” – “7-7-7” , “para bana kolaylıkla gelir” gibi olumlamalar çok yaygınlaştı. Ben de olumlu düşünmenin gücüne çok inanıyorum. Ama kritik nokta şu ki; para kazanmak ayrı o parayı tutmak ayrı.
Para gelir, ama nereye gittiğini hesaplamıyorsanız, aynı hızla gider. O yüzden de zengin olmak isteyen gençlere öncelikle finansal okuryazarlıklarını geliştirmelerini tavsiye ediyorum.
Finansal okuryazarlığı ise tek bir soruya indirgemek gerekirse: “Harcamalarımdan sonra elimde ne kalıyor?”
Finansla ilgilenenler bilir: Biz şirketlerde en çok nakit akışına bakarız. Bir şirket çok yüksek kâr etmese bile; nakit akışını iyi yönetiyorsa ayakta kalır, daha rahat yönetilir, daha uzun ömürlü olur. Bu bireyler için de geçerli.
Sonuç olarak gelir artışı, zenginlik demek değildir. Zenginlik, harcamalardan sonra elinizde kalan paradır. Bu yüzden plan yaparken sadece gelire değil, gider yönetimine de odaklanmak gerekir.
Siz de hiç “daha çok kazandım ama yine de yetmedi” dediğiniz bir dönem yaşadınız mı, en hızlı büyüyen gider kaleminiz ne oldu?

1971 Gaziantep doğumlu Dilek Kanlı, İstanbul Üniversitesi işletme Fakültesi mezuniyetinden sonra Bankacılık hayatına Gaziantep’te başlamıştır. Demirbank Gaziantep Şubesinde çalışırken “Değişim Projesi” adı altında yürütülen, aslında günümüzün “agile” olarak tanımlanan yönetim modeline en hızlı uyum sağlayan ekip liderliği başarısı ile birlikte Genel Müdürlük Kurumsal Bankacılık bölümüne geçmiştir. Bankacılık hayatı boyunca birçok strateji ve organizasyonel değişimde yer alarak Demirbank-HSBC, Oyakbank-ING ve en sonunda da TEB-Fortis birleşmelerinde aktif rol oynamıştır.

