Avm’lerin Sessiz Evrimi
Günümüzden 20 öncesine kadar “AVM” diye bir terim Türkçede bulunmuyordu. Alışveriş merkezleri elbette vardı ama “a-ve-me” diye bir kısaltma kullanılmıyordu çünkü böyle bir genel isimlendirmeye gerek duyulacak kadar yaygın değildi.
Sene 1988. Türkiye’nin ilk modern alışveriş merkezi Galleria’yı ilk gördüğümde, sömestr tatili için Ankara’dan gelen bir ortaokul öğrencisiydim. Sanki bir Amerikan filminin içindeydim: kendiliğinden iki yana kayarak açılan cam kapılar, güvenlik kameraları, yürüyen merdivenler, fıskiyeli süs havuzları, spot ışıklar, parlayan zeminler, enfes lezzetler sunan food court, aydınlatmalı sarı çizgili katlı otopark, “Fame City” adlı “arcade” tarzı rüya gibi eğlence mekânı, vitrinler, dükkanlar, pamuk şekeri yapan kiosklar… Büyüleyiciydi, hiç bitmesindi, keşke Ankara’da da bir Galleria olsaydı.
Adını ve konseptini Amerika’nın Houston kentindeki orijinal projeden alan Galleria, Türkiye’nin 80’li yıllardaki serbest piyasa, batıya açılma ve modernleşme iddiasını temsil eden öncü bir projeydi. Semboldü, vizyondu. Başka bir dünyaydı. Sonradan mimarlar tarafından çok eleştirilmişti “Texas gibi çöl ortamında tabii ki kutu gibi kapalı tasarım yapılır. İstanbul’da, denize nazır yerde, niçin 4 duvarı kapalı gibi tasarım yaptınız?” Bu eleştiriler ne derece haklıdır; birazdan değineceğim ancak unutulmamalıdır ki her işin bir acemilik süreci vardır.
Galleria’dan esinlenilerek 1990’lı yıllarda inşa edilen alışveriş merkezleri de “kapalı kutu” mantığında yapılmıştı; İstanbul’da Akmerkez, Capitol, Profilo, Carousel. Ankara’da Ümitköy-Galleria, Ankamall, Armada. Araştırmacılar, 2000’li yıllarda Anadolu’daki büyük şehirlere de yayılan bu tip projeleri, Türkiye’deki 1. nesil alışveriş merkezleri olarak kategorize etmişti.
Aslında bu tarz alışveriş merkezleri, Amerikalı mimar Victor Gruen’in 1950’lerde öncülük ettiği, tüketiciyi dış dünyadan soyutlayıp penceresiz bir ortama hapsederek alışveriş yapmaya yönlendiren mimari akımdan miras kalmıştı. İşin tüketici psikolojisi kısmı bir yana, bu tarz yapıları idare etmek de kolaydı; güvenlik, temizlik, bakım ve özellikle havalandırma, iklimlendirme sistemleri (HVAC). O yıllarda, özellikle klima sistemleri, günümüzdeki kadar randımanlı değildi, kapı pencere açılınca sistem çöküyordu.
2009 yılının temmuz ayında uygulamaya konan kapalı alanlarda sigara içme yasağı uygulaması, -sektörle doğrudan ilgili bir mevzuat olmasa da- Türkiye’de 2. nesil olarak yorumlanacak yarı açık alışveriş merkezleri dönemini başlatmıştı. Bu tarihten önce, tüm kapalı mekanlarda ve alışveriş merkezlerinde, tütün tüketimi serbestti ve biraz önce adı geçen alışveriş merkezlerinin çoğunda teras ya da balkon tasarlanmamıştı. Bu yeni duruma hazırlıksız yakalanmışlardı. Sigara yasağının ilk aylarında, ziyaretçi sayısı ve cirolar ciddi şekilde düşmüştü. Bazı alışveriş merkezleri, çareyi mimari müdahale yapmakta, orijinal konseptle gayet uyumsuz balkon alanları eklemekte bulmuşlardı. Ankara’da Panora ve Cepa gibi projelerin ön cephelerine hiç de şık durmayan balkon çıkmaları monte edilmişti.
2. Nesil alışveriş merkezlerinde, kapalı kutu tasarımının yerini şeffaf ve nefes alan tasarımlar almıştı. 2006’da faaliyetlerine başlayan İstanbul’daki Kanyon ve İstinye Park gibi projeler, öngörülü davranmış ve bu yeni dönemin kapısını aralamışlardı. Daha sonra mimari açıdan yeterli açık alanlarıyla Forum İstanbul, Akasya, Emaar Square, Meydan (IKEA), Zorlu Center bunları takip etmişti. Bu alışveriş merkezlerinin “village” tabir edilen sokak gibi açık katmanlarıyla, doğal havalandırma ve dumanlı alan meselesini çözümleyen bir ortam elde edilmişti. Bu sayede, kullanıcı dostu ve sağlıklı ortam söylemleriyle, seleflerinden bir adım öne geçmişlerdi.
3. Nesil AVM’lerin tasarımı aslında 2017’lerden sonra başlamıştı ancak bu dönüşümü 2019 yılındaki Covid-19 Pandemisi hızlandırmıştı. Bu dönemde, tüketici alışkanlıkları kökten değişmişti. On-line alışveriş, kapanma günlerinde adeta mecburi hale gelmişti. Evlerden çıkılamayınca, market ve giyim ürünleri kurye sistemiyle evlere ulaştırılmaya başlamıştı. Pandemi şartları ortadan kalktığında dahi tüketiciler, on-line alışveriş kolaylığından vazgeçmemişti.
Bu yeni tüketim alışkanlığının yerleşmesi sonucunda da önceden AVM’lerde en büyük metrekareleri tutan hipermarketlere ve “anchor” tabir edilen department store’lara eskisi kadar ihtiyaç kalmadığı görülmüştü. Böylece, 3. nesil AVM’lerin tasarımında en fazla metrekare, gastronomi ve kişisel deneyim alanlarına ayrılmıştı.
1. Nesil alışveriş merkezlerinde genellikle sadece %10 kadar kısım “food court” olarak ayrılmaktayken, 3. nesil AVM’lerin neredeyse %50’si restoran, kafe, sanat ve sergi alanı olarak ayrılmaya başlamıştı. İstanbul’da Galataport, Kozyatağı City’s, Hilltown, Ankara’da Yeni Atakule, Kuzu Centre bu akıma örnektir. Ayrıca bu dönemde AVM’ler, dış dünyadan soyutlanmış devasa kütleler gibi değil; bilakis, kentle uyum içinde ve bulunduğu mahallenin sokak-cadde panoramasına uyumlu bir biçimde tasarlanmıştı.
Günümüzde Türkiye’de 450 kadar faal AVM bulunmaktadır; İstanbul’da 135, Ankara’da 43, İzmir’de 28. Buna karşılık, ekonomik olarak az gelişmiş bazı illerde hiç AVM bulunmamaktadır. Ekonomik potansiyel ve alım gücü kapasitesi, AVM kurulumu konusunda hala en belirleyici kriter olmaktadır.
Genel sıralamaya bakıldığında, Türkiye’deki büyük kentlerde, Avrupa ortalamasının çok üzerinde bir AVM toplamı olduğu görülmektedir. Türk İnsanı, AVM’yi geç bulmuştur ama çabuk sahiplenmiştir. Öyle ki, AVM artık günlük hayatımızın doğal akışının olağan bir uğrak yeri olmuştur. Bu açılımın sosyolojik ve ekonomik sırlarını, dilerseniz bir sonraki ayın UTAdemy dijital dergisinde yine aynı köşemizde ele alalım.
Kalın Sağlıcakla

1976 doğumlu olan Esen, Ankara Yükseliş Koleji’nin ardından 2000 yılında ODTÜ Mühendislik Fakültesinde lisansını, 2003 yılında da University of Illinois – Chicago’da da MBA yüksek lisansını tamamlamıştır. 2004’te gayrimenkul sektörüne adım atmış, 2006 yılına kadar Nurol GYO bünyesinde görev yapmıştır.
2006 yılından itibaren Ankara’da Öncü Kentsel Dönüşüm firmasında proje fizibilitesi ve matematiksel modelleme konularında çalışmıştır. 2015-2018 yılları arasında Alman REC Partners GmBH’nin Türkiye’deki çözüm ortağı olarak alışveriş merkezi, turistik tesis, kentsel yenileme gibi büyük ölçekli proje değerleme faaliyetlerinde bulunmuştur.

