Mitoloji

Ayşe Balgay     |  

Mitoloji

Bugün farklı bir konuyla karşınızdayım: mitoloji.
Mitolojiyle lise döneminde tanıştım ve o gün bugündür severim. “Kadim bir kültür” diyen de var, “gerçekliğine inanan” da, ama ben öğretisine odaklanıyorum. Bana göre mitoloji, insan beyninin ürettiği bir çıktı ve bu çıktının bir öğretisi var.

Mitoloji için giriş cümlesi genellikle şöyle olur: Bilinen tarihle bilinmeyen tarih arasına sıkışmış gerçeklerdir. Geçmişi hâlâ tam olarak çözemediğimizden, mitolojinin bir gizemi de vardır.

“Mitoloji” kelimesi köken olarak “mit” sözcüğünden gelir. Mit, bir topluluğa veya millete ait yaşam, doğa, tarih ve geleneklerle ilgili anlatılan olayların tümü olarak tanımlanır.

Mitoloji deyince hemen akla Yunan mitolojisi gelir; oysa dünyanın her yerinde halkların kendine ait mitolojileri vardır. Bir bilim dalı olarak gelişen mitoloji, dünya mitolojilerini coğrafi bölgelere göre sınıflandırır:
Orta Asya, Güney Asya, Güneydoğu Asya, Batı Asya, Orta Doğu, Kafkasya mitolojileri gibi.

Bizim toplumumuza ait Yaratılış Destanı, Uygur Destanları, Saka Destanları, Göktürk Destanları ve Hun-Oğuz Destanları buna örnek gösterilebilir.

Tarihin bilinen ilk yazılı destanı Gılgamış Destanı’nda şöyle denir:

“Ölümü unut ve yaşamı ara…”

Mitoloji, öğretisi birçok alana yayılan geniş bir dünya. Fakat benim en çok dikkatimi çeken yönü, doğaya ve canlıya duyulan derin hürmettir. Neredeyse hepsinde, doğaya ve onun gücünü elinde bulunduran varlıklara duyulan bir saygı vardır.

Kimi anlatılarda bir ağacın gövdesinden bir insan çıkar, toplumunu refah içinde yaşatır;
kimi hikâyede ırmaktan gelen bir insanın toplumu savaştan kurtardığına inanılır.

Birçok mitolojide ortak efsanevi hayvanlar kurt, kartal, maymun ve yılandır. Bu hayvanlara zarar vermenin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Denize karşı da büyük bir hürmet vardır. Japon, Yunan, Roma ve İskandinav mitolojilerinde denize duyulan saygı muazzamdır. Tehlikenin oradan geleceğine inanırlar ve denize teslim olmak zorunda olduklarını hissederler.

İnsan, kendini doğanın üstün gücüne teslim etmiş ve doğayla inatlaşmadan yaşamını sürdürme öğretisini geliştirmiştir.
Şimdi diyebilirsiniz ki: “İlkel yaşamda ancak bunu yapabilirdi.”
Ama geldiğimiz noktada, tükettiğimiz doğa ve yok ettiğimiz canlı yaşamı karşısında, aslında bizi mi yoksa eski uygarlıkları mı “ilkel” kılan şeyin ne olduğunu yeniden düşünmeliyiz.

Mitoloji olmasa, bu çağda kimin aklına baharın gelişini kutlamak gelirdi?

Doğa ve canlılar olmadan yaşam şansımızın pek olmadığı bu gezegende, “ilkel” olarak nitelendirdiğimiz o insanların bilincine ve doğayla kurduğu saygılı ilişkiye bir özür borcumuz var.

Geçmişi anlamadan geleceği yaratmanın nobranlığına kurban olmamak için daha çok mitoloji okuyun ve okutun.

Ayse Balgay 150x150
Ayşe Balgay
Danışman

1974 doğumlu olan Ayşe Balgay Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun olmuştur. 1996 yılında Şekerbank İstanbul Karaköy Merkez Şube Pazarlama bölümünde MT olarak çalışma hayatına başlamış, 1998 yılında Şeker Leasing A.Ş.’nin kuruluşu aşamasında yapılan teklif ile çalışma hayatına Leasing Kredi Tahsis ve İzleme departmanında devam etmiştir.

(Ayrıntı için tıklayın...)

Yorumlar devre dışıdır