Gurultude duyanlar

Mustafa KETANCI     |  

Gürültüde Duyanlar: HSP

Açık ofislerin o bitmek bilmeyen uğultusunda, kimsenin duymadığını duyanlar var. Sadece klavye seslerini değil; havadaki stresi, söylenmemiş kelimeleri, gizli krizleri hissedenler... Plazalarda genelde "kırılgan" diye etiketlenen Yüksek Hassasiyetli Bireyler (HSP), aslında iş hayatının en gelişmiş radarlarıdır. 

Bu derinlik bir zayıflık mı, yoksa doğru sınırlar çizildiğinde asıl farkı yaratan o gizli süper güç mü?

HSP: Yüksek Hassasiyetli Bireyler

Plazaların o uğultulu koridorları… Herkesin konuştuğu ama kimsenin birbirini gerçekten duymadığı o bitmek bilmeyen toplantılar.

Bir de bu gürültünün içinde; odadaki en ufak mimik değişimini, havada asılı kalan dile gelmemiş stresi bile anında hissedenler var. Duyguları bir fısıltı gibi değil, adeta megafonla duyarlar. Dünyanın belki de en az bilinen, en çok yanlış anlaşılan kişilik tipi: Yüksek Hassasiyetli Bireyler. Kısaca HSP.

Kurumsal dünyada onlara genellikle “fazla alıngan” veya “kırılgan” der geçeriz. Çünkü etiketlemek kolaydır. Oysa durum hiç de öyle, göründüğü gibi değil. Onlar zayıf değil; sadece radarları hepimizden çok daha yüksek frekansta çalışıyor. Açık ofisin bitmek bilmeyen gürültüsü, yöneticinin o sabahki anlamsız gerginliği, yan masadaki arkadaşın gizli hüznü… Hepsini görünmez bir sünger gibi çekerler.

Peki bu bir lanet mi? Yoksa doğru yönetildiğinde modern iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu o eşsiz “süper güç” mü?

……….

Bu yüksek çözünürlüklü radarlar işe yarar mı? Kesinlikle.

Bir kere o toplantı odasındaki sessizliği okuyan tek kişi onlardır. Müşterinin gülümsese bile aslında neyden rahatsız olduğunu, yöneticinin satır aralarında ne sakladığını şıp diye çözerler. Kriz geliyorum demez onlara; onlar krizi kilometrelerce öteden sezer. Derin düşünürler. Bir projeyi alıp, kimsenin aklına gelmeyen o ince detaylarla kusursuzlaştırırlar. Kimse fark etmez ama ekibin gizli tutkalıdırlar aslında. Empatileri sayesinde insanların içindeki en iyiyi ortaya çıkarırlar.

Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. Bedeli ağırdır bu gücün.

Açık ofisler onlar için tam bir cehennem mesela. Bitmek bilmeyen telefon sesleri, klavye tıkırtıları, yan masadaki toksik dedikodular… Dedim ya, o radar her şeyi çekiyor. Bir süre sonra sistem “aşırı yükleme” uyarısı veriyor. Bir e-postayı göndermeden önce on defa okurlar. “Acaba kırıcı mı oldum, yanlış mı anlaşıldım?” düşüncesi kemirir durur zihinlerini. Hele çatışma ortamı? Tartışmadan ziyade, o tartışmanın havada bıraktığı ağır enerjiyi günlerce üstlerinde taşırlar. Sünger gibi emerler başkalarının stresini. Sonuç? Cuma akşamı geldiğinde dışarı çıkıp sosyalleşmek değil, karanlık bir odada sadece sessizliği dinlemek isteyen, tamamen tükenmiş bir beden ve zihin.

Güçlüler, evet. Ama fişi çekmeyi bilemedikleri için kendi kendilerini tüketirler.

………

Peki, bu işin içinden nasıl çıkarız? Radarı söküp atamayız sonuçta, fabrika ayarımız bu. Ama sesini kısmayı öğrenebiliriz.

İşte tam bu noktada şunu önerebilirim: Sınırlar.

Bir kere o “sünger” modundan acilen çıkmayı öğrenmek gerekiyor. Yan masada biri kriz mi geçiriyor? Yöneticin o gün tersinden mi kalkmış? Derin bir nefes al. İçinden şunu söyle: “Bu onun krizi, benim değil.” Empati yapmakla, başkasının dert yükünü sırtlanmak arasındaki o ince ama hayati çizgiyi çiz. Gözlemle ama üzerine giyme. Bu konuda sık sık pratik yap.

Fiziksel sınırlar da bir o kadar kritik. Açık ofisin o kaosu üzerine mi geliyor? Gürültü engellesin diye kulaklık tak. İçinde müzik çalmasına bile gerek yok, yeter ki o uğultuyu kes, hafiflet, kendine görünmez bir duvar ör. Öğle arasında masanda oturup ekrana bakmaya devam etme. Dışarı çık. Beş dakika sadece derin nefes al, sakince bırak… Sistemini bir yeniden başlat (reboot et). Sensörlerin biraz dinlensin.

Ve şu meşhur “hayır” kelimesiyle barış. Her işe, her yardıma, her “bir bakar mısın” diyen sese koşmak zorunda değilsin. Sınır çizmek kabalık değildir; bu senin hayatta kalma stratejindir. Mükemmel e-postayı yazmak, kimseyi kırmamak için kelimeleri kuyumcu terazisinde tartarak yarım saat harcama. Bazen sadece “Anlaşıldı, teşekkürler” demek yeterlidir. Karşı taraf senin düşündüğün kadar derin düşünmüyor, emin ol.

Kısacası… Dünyayı o derinlikte hissetmek, o ince detayları görebilmek bir zayıflık değil, muazzam bir yetenek. Yeter ki o radarı sürekli başkalarının gürültüsünü çekmek için değil; kendi iç sesini korumak, kendi sınırlarını çizmek için ayarlamayı öğren.

Çünkü inan bana; herkesin sığ sularda yüzdüğü bu modern iş dünyasında, senin derinliğine sandığımızdan çok daha fazla ihtiyaç var. Sadece, sahip olduğun bu süper gücün sana zarar vermesine izin verme.

Mketanci 150x150
Mustafa Ketancı
Danışman & Çözüm Ortağı

Mustafa Ketancı, dijital dünyada markalar için yenilikçi çözümler üreten bir web ve medya uzmanıdır. Web geliştirme, grafik tasarım, dijital pazarlama ve yapay zeka destekli içerik üretimi konularında geniş bir deneyime sahiptir. WordPress ve WooCommerce altyapılarıyla web ve e-ticaret siteleri oluşturur, onları yönetir, içerik desteği sağlar, SEO ve performans optimizasyonlarıyla markaların dijital varlıklarını güçlendirir.

(Ayrıntı için tıklayın...)

Yorumlar devre dışıdır