Bilim Zekâsı mı Sokak Zekâsı mı?
Bilim zekâsı, insanlığın gökyüzüne uzanan merdivenidir. Deneylerin titizliği, verilerin soğukkanlılığı ve aklın ışığıyla ilerler. O, evrenin sırlarını çözmek için teleskoplara, mikroskoplara ve formüllere başvurur. Ancak tek başına kaldığında, bazen hayatın karmaşık sokaklarında yolunu kaybedebilir. Çünkü yaşam, yalnızca laboratuvarlarda değil, gündelik deneyimlerin dar sokaklarında da akmaktadır.
Sokak zekâsı ise hayatın kendiliğinden doğan öğretmenidir. İnsan kalabalıklarının arasında, pazarlıkların içinde, kriz anlarında ve beklenmedik karşılaşmalarda kendini gösterir. O, sezgiyle hareket eder; fırsatı görür, riskleri sezgisel olarak tartar ve çoğu zaman kuralları yeniden yazar. Thomas Edison’un “Deha yüzde bir ilham, yüzde doksan dokuz terdir” sözü, bu zekânın özünü anlatır: emek, pratik ve hayatta kalma becerisi.
Bilim zekâsı ile sokak zekâsı karşılaştığında, ortaya benzersiz bir harmoni çıkar. Einstein’ın “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir” sözü, bilimin bile sokak zekâsının hayal gücüne ihtiyaç duyduğunu hatırlatır. Steve Jobs’un “Aç kal, budala kal” çağrısı, sokak zekâsının cesaretini bilimin yenilikçi ruhuyla birleştirir. Salvador Dalí’nin “Mükemmelliğe ulaşma korkusu, yaratıcılığın en büyük düşmanıdır” ifadesi ise bu birleşmenin yaratıcılığın önündeki zincirleri kırdığını gösterir.
Bilim zekâsı ışığı temsil eder; sokak zekâsı ise gölgelerde yol bulma becerisini. Işık ve gölge, birlikte bir tabloyu anlamlı kılar. Kurumlar için bu, yalnızca teoride değil, pratikte de bilgelik üretmek demektir. Çünkü gerçek bilgelik, yalnızca laboratuvarlarda değil, sokaklarda da kendini gösterir.
Bir kurumun geleceği, bu iki zekâyı birlikte kullanabilme becerisinde saklıdır. Stratejiler bilimsel yöntemlerle şekillenirken, uygulamalar sokak zekâsının esnekliğiyle hayata geçer. Böylece kurumlar hem aklın ışığını hem de hayatın sezgisel ritmini taşıyan bir yolculuğa çıkar.
Sonuçta, bilgelik yalnızca bilmek değil, aynı zamanda hissetmek ve uygulamaktır. Bilim zekâsı ile sokak zekâsı birleştiğinde, kurumlar hem gökyüzüne bakar hem de yeryüzünde sağlam adımlar atar. Ve işte o zaman, dönüşümün gerçek gücü ortaya çıkar: akıl ve sezgi, ışık ve gölge, teori ve pratik bir arada…

1968 doğumlu olan Alev, İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından, İÜ İşletme Fakültesi’nde lisansını, University of Denver, ABD’de MBA yüksek lisansını tamamlayarak profesyonel hayatına 1993 senesinde TEB’de MT olarak başlamıştır. 1996 ‘da şube yönetiminde yer almış, 2001 yılından itibaren ise kariyerini Oyak Bank’ta sürdürme kararı alarak Genel Müdürlük Kurumsal Bankacılık Bölümünde Yönetici olarak çalışmıştır. Yapmış olduğu başarılı çalışmalar neticesinde 2003 yılında Gaziantep Kurumsal, 2005 yılında ise Gebze Kurumsal Şubeleri Yöneticiliklerine atanmıştır.

